Rush filmi hakkında

Motor sesinin duyulduğu bir film...

1976 yılında Formula 1 denilen otomobil yarış organizasyonunda unutulmaz bir sezon yaşandı. Bu sezonun başkahramanları James Hunt ve Niki Lauda arasında yaşanan etkileyici mücadele 2013 yılında Ron Hovard yönetmenliğinde beyaz perdeye aktarıldı.

Formula 1 sanayi devriminden sonra hızla gelişen otomobil teknolojisinin en güzide üreticilerinin birbirine meydan okuma alanı olarak doğdu fakat araçları kullanan pilotların zamanla ön plana çıktığı bir spor dalı oldu. Başlangıcından kısa bir süre sonra medyanın ilgisini üzerine çekti. Medyanın da etkisiyle Formula 1’de yaşanan olaylar büyük ölçüde kayıt altındadır. Bu sayede 1976 sezonu yaşanan olaylara büyük ölçüde bağlı kalınarak senaryolaştırılmış, Lauda ve Hunt’a fiziksel olarak benzeyen oyuncuların da seçilmesiyle gerçekçi bir film ortaya çıkmış.

Hund ve oyuncu Chris Hemsworth

Lauda ve oyuncu Daniel Brühl

1976 yılına gelinirken Niki Lauda geçen sezon şampiyon olmuş bir pilot, James Hunt ise ikinci yılında alt seviye bir takımdan iddialı bir takım olan Mclaren’e geçen hırslı ve yetenekli bir pilottu. Bu iki pilot alt yapı yıllarından itibaren rekabet halindeydi. İkisi de birbirinden çok farlı karakterlere sahiptiler. James Hunt kadınlara düşkün, sosyal biri iken Niki Lauda daha içine kapanık bir karaktere sahipti.

İki pilot çok defa yarış içinde karşı karşıya gelir, James Hunt’un tehlikeli hamlelerine Lauda tepki gösterir ancak cevabını yarış sonlarında görünüşü yüzünden fareye benzetilmek olarak alırdı.

Lauda kazadan sonra kısa sürede, tam da iyileşemeden (görme konusunda rahatsızlığı vardı) yarışlara geri döndü.

1976 sezonunun beşinci yarışı sonucunda Niki Lauda genel klasmanda liderdi ve en yakın rakibinin iki katı puanı vardı. Altıncı yarışın günü geldiğinde Lauda, havanın yağmurlu olmasını ve hayatlarının tehlikede olduğunu ileri sürerek yarışın yapılmaması için toplantı düzenledi. Ancak Hunt’un öncülüğünde diğer pilotlar onu reddetti ve yarışın yapılması kararlaştırıldı. Yarışın ikinci turunda yoldan çıkan Lauda’nın aracı yandı ve kendisi baygın halde kurtulabildi. Hastanede acılı bir tedavi sürecinden geçen Lauda, altı hafta sonra iki yarış kaçırarak mucizevi bir şekilde pistlere döndü.

Lauda’nın yokluğunda aradaki farkı kapatan Hunt, son yarışta Lauda’nın üç puan gerisindeydi. Son yarış olan Japonya’da yine yoğun yağış vardı ve Lauda daha ikinci turda yarıştan çekilerek şampiyonluğu James Hund’a armağan etti.

Rush filminin kısaca hikâyesi böyle. Uzun zamandan beri Formula 1’i takip eden biri olarak beni etkileyen yönlerinin aslında sporla çok da alakası yok. Filmde vurgu, karakterler ve olaylar üzerine yoğunlaşmış. Bence insan karakterini anlatmada sinema edebiyata oranla çok daha güçlü. Bu noktada Hunt ve Lauda’nın karakterlerini karşılaştırmak istiyorum. Lauda’nın güvenliği ön planda tutan, yapacağı hamlelerde duygularından çok aklının güdümünde hareket eden bir yapısı var. Örneğin yarış dışında özel hayatında otomobilini saatte altmış kilometre hızın üzerine çıkarmıyor, yarış stratejisini güvenlik üzerine kuruyor. Hunt ise çok hırslı ve gözü kara. Kazanmak için risk almakta tereddüt etmiyor. Böyle bakınca aklıma sakınılan göze çöp batar atasözü geldi ama bence bu duruma pek de uymuyor bu söz. Atasözümüzdeki kasıt gereksiz zorluk çıkaran titizliğin kötü sonuçlar doğuracağı, burada ise olması gereken ihtiyatlı davranış söz konusu.

Bir diğer üzerinde düşünülmesi gereken olgu da bu iki adamın başarıya bakış açıları. Hangisi başarıyı daha çok istiyordu bilme şansımız yok elbette ancak James Hund’un filmde nasıl bir başarı istediğini anlayabiliyoruz. Hund istiyor ki Niki Lauda’dan iyi olduğunu ispatlasın ve şampiyonluğu hanesine yazdırsın ve istediği de oluyor. Hund amacına ulaşınca kariyerinde büyük bir düşüş yaşıyor ve kısa zamanda Formula 1’i bırakıyor. Lauda ise zaten işini severek yaptığı için uzun yıllar yarışıyor ve şampiyonluklar almaya devam ediyor.

Bu iki insanın evlilikleri de kariyerleriyle paralel gidiyor. Niki Lauda mutlu ve uzun süren bir evlilik yaparken James Hund mutsuz ve kısa bir evlilik geçiriyor. Basitçe ifade etmek gerekirse Lauda istikrarı ve uzun mesafe koşucularını temsil ederken, Hund kısa mesafe koşucusuna benziyor. En sonunda Lauda da Hund da kendi seçimlerinin peşinden gidip kendi istediklerini yaşıyorlar.